SOYKIRIMI BAĞIMSIZLIĞA ÇEVİREN LİDER ALİYA İZZETBEGOVİÇ

Savunmasız fakat düşman görülen Boşnakların öz evladıydı Aliya… Ve halkını evladı bilen bir devlet adamı oldu yıllar sonra… Zorunlu bir varlık mücadelesinin önderi, aslında bir galibi bulunmayan o kanlı savaşın yegane kahramanıydı. Bütün izleriyle tarihten silinmek istenen bir millete egemenlik kazandıran ‘Bilge Kral’dı.

25 KASIM 2013 / Arzu İpek Ekmekçi
Yugoslavya Federal Sosyalist Cumhuriyeti’nin üvey vatandaşlarıydı Boşnaklar. Müslümanlara yasak üstüne yasak getiren bir rejimin baskısı altında, değil yaşamak, nefes almakta bile zorlanan bir millet olarak var olmaya çalıştılar yıllarca… Çünkü varlık göstermesinler, yalnızca tabi olsunlar isteniyordu. Kurum ve kuruluşları peş peşe kapatılıyor, inanç ve değerlerini yaşatmalarına izin vermeyecek biçimde yasalar çıkarılıyordu her yeni gün… 
Bütün bu baskılar, örgütlü bir direniş hareketi başlattı ve bu direnişin en önemli isimlerinden biri oldu Aliya… Bilinçsizce galeyana gelmekten çok daha fazlasıydı bu direniş onun için. Çünkü genç yaşta, özellikle hukuk, siyasi bilimler ve felsefe alanında yaptığı okumalar, sessiz kalamayacağı bir zemin oluşturmuştu dimağında. Gayesi, Boşnak halkını milli ve manevi haklarına kavuşturmaktı yalnızca, ancak dört yıl hapse mahkum edildi. 

BOSNA, LİDERİNİ ARARKEN...
Mahkumiyet yıllarında daha çok okumaya, düşünmeye ve yazmaya başladı. İlk kitabının adı ‘Özgürlüğe Kaçışım’ oldu manidar bir biçimde. 60’lı yıllardan itibaren, yayımlanmıyor olsa da pes etmeden yazmaya devam etti. Sorgulayarak düşünmeye sevk eden engin görüşleri, çok tehlikeli bulundu elbette… ‘İslam Deklarasyonu’ adlı eseri ile İslam’ın her türlü yarayı sarabilecek kudretine değinirken, rejime karşı çıkmak ve Bosna’da bir İslam devleti kurmaya teşebbüs etmekle suçlandı.
Hakkında soruşturma başlatıldığını, evi bir baskınla arandığı sırada öğrendi. Aylarca ailesi haber alamadı kendisinden, bu sırada bir hücrede tutuluyordu. Verilmek istenen cezaya uygun gerekçeler bulunması gerekiyordu çünkü… Adalet yerine, akıllara ziyan bir haksızlığın tecelli edeceği mahkeme günü, 14 yıl hapis cezası aldı. O anki metaneti ve onurlu duruşu ise bir gün Bosna’nın kahramanı olacağını söyler gibiydi adeta…
Gazeteler, bu gerçek dışı suçlamaları, üzerine katarak yazadursun; Boşnaklar, tahakküm ederek değil İslam’ın hoşgörü ve barış esası ile her türlü meselenin çözülebileceğini dile getiren liderine kavuşmayı bekliyordu o günlerde... 

ARANAN MİLLİ LİDER: ALİYA İZZETBEGOVİÇ
Yaklaşık altı yıl sonra özgürlüğüne kavuştu kavuşmasına da, asıl Boşnaklar olarak yaşadıkları tutsaklık ne zaman son bulacaktı? O yıllarda yani 90’lara doğru, Yugoslavya topraklarında başlayan demokratik kıpırdanmalar, iki seçenek sunuyordur zaten: Ya güçlü ve kalabalık Sırbistan’a dahil olmak ya da savaşmak… Bir an önce harekete geçmeliydi. Aliya’nın hedefi, Boşnakların yoğun olduğu bölgelerde bir siyasi yapılanma oluşturmaktı. 
Kurduğu Demokratik Eylem Partisi, inanılmaz bir ilgi gördü ve büyük bir inançla genel başkan seçildi Aliya İzzetbegoviç… Bosna’daki Sırplar ve Hırvatlar da kendi partilerini kurmuşlardı aynı zamanda. Ancak seçimlerin galibi O’ydu ve oy çokluğuyla cumhurbaşkanı oldu. 
Tam anlamıyla politik bir kaos vardı. Yugoslavya ve henüz bağımsızlığını ilan etmiş olan Hırvatistan, Bosna Hersek’i paylaşma planları yaparken, Sırplar ise Büyük Sırbistan hayali kuruyordu. Yugoslav ordusu Sırpların idaresindeydi ve sivil Sırplara silah dağıtıyordu. Oysa Bosna etnik bir yapıya sahip olduğundan, bir Boşnak ordusu bile bulunmuyordu tabii.  

BİR 20. YY SOYKIRIMI...
Bu arada başlayan Sırbistan-Hırvatistan Savaşı’na paralel politik gelişmeler üzerine, Bosna Hersek’in de bağımsızlığı ilan etmesi gerekiyordu. Fakat Bosna’nın Sırp parti lideri de Bosna Hersek Sırp Cumhuriyeti’ni ilan ettiklerini açıkladı. Ve böylece kapıda bekleyen savaş başlamış oldu… Sırp ordusu işgaller ve acımasız katliamlar yapıyordu. Savunmasız halk ateş altındaydı ve ne karşı koyacak güçte örgütlü bir ordu vardı ortada, ne de yeterince silah… 
Çok kısa bir sürede yok olmasına kesin gözüyle bakılan Boşnaklar, imkanları ölçüsünde direnmeye çalışıyordu. Avrupa’nın göbeğinde 20. yy’ın en büyük soykırımı yaşanıyordu. Ve katledilenler Müslüman olduğu için olacak yine, dünya her zamanki sessizliğini koruyordu. 3,5 yılda yüz binlerce Müslüman öldürüldü. 
Her şeye rağmen sonsuz bir cesaret ve inanç ile halkının başındaydı Aliya… Beklenmedik bir direniş gösterilmesini sağlıyordu, kurulan Bosna ordusu da bir hayli yol almıştı ancak akan kanı durdurma sorumluluğu da taşıyordu diğer taraftan…

GALİBİYETİN ADI ‘BAĞIMSIZLIK’TI
Başka bir yol bulabilseydi eğer, imza attığı antlaşma uyarınca bir barışı asla kabullenmeyecekti. Fakat ‘savaşa devam ediyoruz’ da diyemezdi halkına… Çünkü derdi kahraman olmak değil, halkına bağımsızlık armağan edebileceği ölçüde savaşa son vermeyi bilmekti. Öyle de oldu, savaş, bir galibi olmaksızın son buldu. Fakat özgür bir devlet oldu Bosna Hersek… 
Ardından sağlık sorunları sebebiyle yönetimden çekildi ve 2003 yılında ise vefat etti Bilge Kral… Yağmurlu bir günde, adeta Bosna’nın, evlatları olan Boşnakların ve bütün dünya Müslümanlarının gözyaşları eşliğinde uğurlandı ebediyete… Ve vasiyeti üzerine, birlikte bağımsızlık uğruna savaştığı askerlerinin arasında yer verildi kabrine...

Neden ‘Bilge Kral’ olarak anıldı?

O çok sevdiği ülkesi için gerçekleştirmek istediği hedef ve hayalleri vardı… Ancak Bosna Hersek’in öncelikle bağımsızlığını kazanmaya ihtiyacı vardı. Bu uğurda yapılabileceklerden çok daha fazlasını yaptı ve belki tek ama en değerli eseri oldu bağımsız ‘Bosna Hersek Devleti’… 
Milli ve manevi duyguları kuvvetli, felsefi derinliği olan bir liderdi. Her konuda okuyor, düşünüyor ve yazıyordu. Siyasi görüşleri de bu yönüyle besleniyordu. Farklı milletlerden oluşan ülkesinde, eşit haklar ilkesini savundu hep, ancak kaçınılmaz olan savaş sürecini de bilgece yönetmeyi başardı. 
Yetersiz imkanlara rağmen ülkesini savunmayı bildi. Askerleriyle birlikte savaşıyor, siperde yaşıyor, her an varlığını hissettiriyor ve bizzat yanında durarak destek veriyordu ordusuna. Belki kendisi hiç uyumuyordu ama halkının ümidini hep diri tutuyordu.
Katı kuralları yoktu, çok sabırlı, yumuşak mizaçlı ve mütevazı bir liderdi. Öncelikle özgürlüğe aşıktı ama milletinin özgürlüğü uğruna önce mahkum oldu, sonra da savaştı. Savaş koşullarında bile adalet ve hakkaniyetten ayrılmadı, son derece vakur ve akılcı hareket etti her aşamada.  
Bosna’nın esaret altında, Boşnakların ise asla köle olarak yaşayamayacağını ispatladı. Devlet adamı olmaktan ziyade, eşsiz bir milli liderdi. Her anlamda en isabetli diplomatik girişimlerde bulundu ve dünyanın Bosna Hersek’i tanımasını sağladı. 
İmkânsız görülen bir azimle direndi ve ancak inancın kuvvetine sığınarak meydan okunabileceğini gösterdi bütün dünyaya… İşte bu nedenle, yalnızca Bosna’nın değil dünya siyasetinin en önemli şahsiyetlerinden biri, bir Bilge Kral oldu.